Güzel Sanatlara Fakültesinin “Fethin 567. Yıldönümüne Armağan” ettiği konferanslar dizisinin altıncısına Dr. Öğr. Üyesi Mustafa Nasuhi Çelebi konuk oldu.
Prof. Dr. M. Hüsrev Subaşı’nın moderatörlüğünde düzenlenen “Fatih Dönemi Yazmalarında Tezhip Sanatı” konulu konferansta Dr. Öğr. Üyesi Mustafa Nasuhi Çelebi, öncelikle Fatih döneminde açılan kütüphanelere değindikten sonra, bu kütüphanelere kitap girişlerinin nasıl sağlandığını, buralardan kimlerin nasıl istifade ettiğini anlattı.
Fatih Sultan Mehmed’in Saray-ı Cedid’de (Topkapı Sarayı) kurduğu nakkaşhanenin çalışmalarına da değinen Çelebi, İslâm coğrafyasının çeşitli bölgelerinden gelen sanatçıların burada birbirinden güzel nadide eserlere imza attıklarını, tezhip ve diğer kitap sanatlarındaki gelişme ve yükselmenin arka planında Fatih Sultan Mehmed Han ve muakkiplerinin teşvik ve himayesinin önemli rolü bulunduğunu ifade ederek şöyle devam etti:
“Fatih’in hususi kitaplarını iki kısma ayırmak mümkündür. İlk kısmını teşkil edenler Fatih’ten çok önce istinsah edilmiş eserlerdir. Bu kitaplar daha çok şehzadelik döneminde kütüphanesine girmiş ve birazı da padişahlık döneminde satın alınmış veya hediye edilmiştir. İkinci kısım kitaplar ise bizzat padişahın kendisi için yazılmış, telif ya da istinsah edilmiş eserlerdir.”
“Fatih dönemi tezhibi köprü görevi görmüştür”
Geleneksel sanatların süsleme “tezyin” esaslı geliştiğini, tezyinatın özünü kitabi tezyinatın teşkil ettiğini söyleyen Çelebi, Kur’ân-ı Kerîm’in güzel yazıyla yazılmasına verilen ehemmiyetle beraber süslenmesinin de çok önemsendiğini belirterek, “Tarihi seyri içinde Uygur Türklerinden bugüne uzanan tezhip sanatı, her devirde değişen devlet teşkilatı ve sosyal hayata rağmen ilerlemesini devam ettirmiştir. Fatih döneminde de bir geçiş dönemi yaşamış, Selçuklu etkisinde fakat ondan çok farklı biçimlerde açığa çıkmış ve Fatih dönemi, tezhibin en olgun dönemi olan 16. yüzyıl tezhibine geçişi sağlayan bir köprü olmuştur.” diye konuştu.
Fetihten hemen sonra Edirne’den İstanbul’a akın eden sanatkârlar ve âlimlerin ilim ve sanata meraklı devlet erkânının desteğini gördüklerini, aynı dönemde Anadolu’dan da birçok sanatçının İstanbul’a geldiğinin tespit edildiğini aktaran Çelebi, “Bilhassa İranlı müzehhib, musavvir ve mücellitler Osmanlı sarayında kabul görmüşlerdir. Ancak Türk kitap sanatının kazanmakta olduğu şahsiyeti bozmamak için İranlı sanatkârlar ayrı atölyelerde çalışmışlardır. Fatih, eserlerini Selçuk stilinden alınan ilhamla Türk zevkine yakışan bir şekilde tezhip ettirmiştir.” dedi.



