Cumhurbaşkanlığı Millet Kütüphanesinin İstiklal Marşı’nın 100. yılı vesilesiyle düzenlediği “İstiklal Marşımız: Sözel Vatanımız” konferansına konuk olan Rektörümüz Prof. Dr. M. Fatih Andı, “İstiklal Marşı bir asır sonra bile istikbalimizi şekillendirecek ifade, kavram ve değerlerle oluşmuş bir metindir. Bir asır sonra bile geleceğimizi yoğuran bir metindir.” dedi.
Cumhurbaşkanlığı Millet Kütüphanesi tarafından düzenlenen “İstiklal Marşımız: Sözel Vatanımız” konferansına konuk olan Fatih Sultan Mehmet Vakıf Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. M. Fatih Andı, Mehmet Akif Ersoy’u rahmet ve minnetle anarak konuşmasına başladı.
12 ve 18 Mart’ın yakın tarihimizde dönüm noktalarını teşkil eden iki vakanın tarihi olması nedeniyle çok önemli olduğuna ve Mehmet Akif’in bu tarihlerde oynadığı role işaret eden Prof. Dr. Andı, “Çanakkale Savaşları, Karlofça Anlaşması’ndan sonra Batı güçlerinin üzerimize gelme süreçlerinin durdurulduğu ve tersine evrildiği bir tarihtir. İkinci hayati tarih ise milli mücadele ve milli mücadelenin ortasında bir tarih olarak İstiklal Marşı’nın yazılma tarihidir. Her iki tarihin yanına bir isim eklemek gerektiğinde Mehmet Akif aklımıza geliyor. Mehmet Akif’in ismi bu milletin yakın tarihinin iki önemli dönüm noktasıyla örtüşmüştür.” diye konuştu.
Gerek milli mücadeleye katkısı, üstlendiği roller, sergilediği feragat dolayısıyla gerekse de milli mücadele için yazdığı İstiklal Marşı ile kendisinin de dahil edildiği bir üçlü oluşturulabileceğini belirten Andı, “Bu üçlü, bu milleti millet yapan toplumsal değer vasfı kazanmıştır. Toplumsal değerlerin başında Mehmet Akif, Çanakkale Şehitlerine şiiri ve İstiklal Marşımız vardır.” dedi.
Ulus devletleşme sürecinde siyasal rejimlerin kendilerine bayrak, rejim şekli ve ulusal marş seçtiğini, pek çok devletin ulusal marşının birbirine benzer özelliklere sahip olduğunu kaydeden Andı, bazı marşların ise bir adım önde olduğunu vurgulayarak İstiklal Marşı’nı bu kategoride değerlendirdi.
“İstiklal Marşı hem bir marş hem halis bir şiirdir”
İstiklal Marşı’nın diğer marşlara göre artılarının fazla olduğunu söyleyen Andı, “Ulusal marşların büyük çoğunluğu devlet kurulduktan sonra sipariş üzere yazılır. İstiklal Marşı ise daha devlet kurulmadan, milli mücadele döneminde binbir badirenin tam da göbeğinde yaşanmış olayların heyecanlarının doğurduğu bir sıcak metindir. Her şey olup bittikten sonra söylemek, yazmak kolaydır. İş olayların sıcaklığı içerisinde bir şeyler üretebilmektir. Akif bunu başarabilmiş bir isimdir.” ifadelerini kullandı.
İstiklal Marşı’nı şiir boyutu ve estetik taraflarıyla da değerlendiren Andı şunları kaydetti:
“Tüm ulusal marşlara saygı duymalıyız ancak marşımızın ayrıcalıklarını, kıymetini daha iyi anlamak için kıyas yapmalıyız. Başka devletlerin ulusal marşları kuru metinlerdir. Ismarlama metin oldukları için de sloganik ifadelerle doludur. Marş ve şiir birbiriyle örtüşen iki kavram değildir. Bir çok devletin marşı şiir değildir. Marşlar törenler için, yüksek sesle söylenmek için yazılmış metinlerdir. Şiir ise duygusal tarafı, lirizmi, estetik boyutu ile daha güçlüdür. İstiklal Marşımız hem bir marştır hem de halis bir şiirdir. Marşın değerli taraflarından birisi de bu estetik yönüdür.”
“Kur’ani bir izle başlıyor”
İstiklal Marşının “Korkma” diyerek başlamasının eleştirilmesine de değinen Prof. Dr. Andı, burada korkma kelimesinin hassasiyet, endişe, inanç patlaması şeklinde tezahür ettiğinin altını çizerek şu değerlendirmelerde bulundu:
“Bu metin yazıldığında yani 1921’de milli mücadelenin kazanılacağına dair henüz büyük beklentiler oluşmamıştır. Korkma diye başlaması bu yüzden çok önemlidir. O gün için bir moral motivasyon çığlığıdır. Mehmet Akif marşa ‘korkma’ diye başlarken endişelenme, umudunu kesme, azmi elden bırakma diyor. Öte yandan metinlerarası ilişki kurarak Kur’an-ı Kerim’den izler taşıyor. Hz. Peygamber Mekke’den Medine’ye hicret ederken müşrikler bulundukları mağaranın önüne geldiklerinde Hz. Ebubekir korkuyor, Peygamberimiz ona ‘Korkma Ebubekir, Allah bizimledir.’ diyor. Akif oraya bağlayarak, Kur’ani bir izle başlıyor.”
Demokrasi, insan hakları, insan refahı söylemlerine sahip olan Batı’nın Birinci Dünya Savaşı’nda uyguladığı yöntemlerle maskesinin yırtıldığına ve Akif’in bunun farkında olduğuna dikkati çeken Andı, “Akif, Batı emperyalizmine isyan etti. Milli mücadele günlerinde Birinci Meclisteki tüm kadro da Akif’le aynı tepkiyi göstermiştir ancak daha sonrasında o kadronun içinden birileri yeniden Batı teknolojisinin ve uygarlığının göz boyayan konformizmine teslim olmaya başladı. Batı’yı yine genel geçer tek uygarlık kabul etmeye yöneldiler. Bu yöneliş sonrasında da İstiklal Marşını demode bulmaya başladılar. 1925’te değiştirilmeye yeltenildi, 1937’de yeniden hamleye girişildi, 1950’lerin başında ise yeniden yazılmaya çalışıldı ama hepsi başarısız oldu, çünkü dar çerçeveli yapıların teşebbüsü halinde kaldı.” ifadelerini kullandı.
Taşıdığı değer itibarıyla İstiklal Marşı’nın bir asır sonra bile aynı heyecanla okunduğunun altını çizen Prof. Dr. M. Fatih Andı, “Bir asırda kaç fert doğdu, yaşadı, öldü. Kaç milyon kişi olduk. Bu kadar kalabalık bir nüfusunun her bir ferdi kendi içinde marşı kaç defa söyledi, dinledi, okudu. Hâlâ heyecalandırıcı bir tarafı vardır. İstiklal Marşı bir asır sonra bile istikbalimizi şekillendirecek ifade, kavram ve değerlerle oluşmuş bir metindir. Bir asır sonra bile geleceğimizi yoğuran bir metindir.” dedi.



