Fatih Sultan Mehmet Vakıf Üniversitesi Vakıf Kültürü ve Medeniyeti Uygulama ve Araştırma Merkezi tarafından düzenlenen Ayasofya Vakıf Konferansları kapsamında konuşan Prof. Dr. Saadettin Ökten, vakıf medeniyetinin mimariyi aşan bir değerler sistemi olduğunu vurgulayarak, külliyelerin arkasında insanı merkeze alan bütüncül bir hayat tasavvurunun bulunduğunu ifade etti.
Fatih Sultan Mehmet Vakıf Üniversitesi Vakıf Kültürü ve Medeniyeti Uygulama ve Araştırma Merkezi bünyesinde gerçekleştirilen Ayasofya Vakıf Konferansları, Vakıf Haftası kapsamında düzenlenen programla devam etti. “Mimari ve Zarafetin Buluşma Noktası: Vakıf Medeniyeti” temasıyla gerçekleştirilen konferansın konuğu Prof. Dr. Saadettin Ökten oldu. Programda vakıf kültürünün şehir, mimari ve insan hayatı üzerindeki etkileri ele alınırken, medeniyet tasavvurunun mekâna yansıyan yönleri değerlendirildi.
“Zarafet, Medeniyetimizin Kurucu Unsurlarından Biridir”
Konuşmasında zarafet kavramının yalnızca estetik bir anlayışı ifade etmediğini belirten Prof. Dr. Saadettin Ökten, mimarinin değerlerden ve insan ruhundan bağımsız düşünülemeyeceğini söyledi. Medeniyetimizin temel kavramlarının şehir ve vakıf etrafında şekillendiğini ifade eden Ökten, vakıf ruhuyla inşa edilen şehirlerin aynı zamanda bir iklim oluşturduğunu dile getirdi.
İnsan davranışlarının değerler doğrultusunda şekillendiğine dikkat çeken Ökten, “Biz eylemlerimizi önce değerlere göre tasarlarız. Değerlerimize göre bilerek veya bilmeyerek bir kurgu oluşturur, eylemlerimizi de buna göre gerçekleştiririz. Değerlerimize uygun hareket ettiğimizde vicdanen huzur duyarız.” ifadelerini kullandı.
“Külliyeler Bir Mimari Yapıdan Fazlasıdır”
Yaklaşık yirmi yıldır külliyeler üzerine çalıştığını belirten Ökten, külliyelerin yalnızca taş ve topraktan oluşan yapılar olmadığını, arkasında güçlü bir hayat anlayışı bulunduğunu vurguladı. Külliyelerin büyük bir eylemler kompozisyonu olduğunu söyleyen Ökten, bu yapıların arka planındaki anlam dünyasını okuyabilmek için vakfiyelerin incelenmesi gerektiğini ifade etti.
“Külliyenin arkasındaki metni okuyabilmek için vakfiyeye bakmamız gerekiyor.” diyen Ökten, vakfiyelerin bir medeniyetin düşünce dünyasını anlamada temel kaynaklar olduğunu belirtti. Bir külliyenin merkezinde caminin yer aldığını kaydeden Ökten, “Cami bir mekândır ama cemaatsiz cami söz konusu değildir.” sözleriyle mekân ve insan arasındaki ayrılmaz ilişkiye dikkat çekti.
“Vakıf Medeniyetinde Hayat Parçalanmaz”
Konuşmasında modern hayatın insanı parçalayan yönlerine de değinen Ökten, İslam medeniyetinde hayatın bütüncül bir anlayışla kurulduğunu ifade etti. Vakıf medeniyetinde camide dile getirilen değerlerin çarşıda, medresede ve darüşşifada da karşılık bulduğunu belirten Ökten, bunun toplum hayatında bir bütünlük oluşturduğunu söyledi.
Külliyelerde yer alan yapıların tamamının insana hizmet amacı taşıdığını kaydeden Ökten, bu yapılarda ortaya konan çözümlerin sünnet merkezli bir anlayışla şekillendiğini ifade etti. Edebin medeniyet tasavvurundaki yerine de değinen Ökten, toplumun ortak hassasiyetlerini besleyen temel unsurlardan birinin bu anlayış olduğunu dile getirdi.
“Mimarlıkta Asıl Sorun Medeniyet Buhranıdır”
Programın soru-cevap bölümünde günümüz cami mimarisi ve modern yapı tekniklerine ilişkin değerlendirmelerde bulunan Ökten, betonarmenin henüz kendi estetik dilini tam anlamıyla oluşturamadığını söyledi. Bununla birlikte geçmişte farklı medeniyetlerden alınan mimari unsurların zamanla yeni bir kimlik kazandığını hatırlatan Ökten, modern malzemelerle de medeniyet tasavvurunu yansıtan eserlerin ortaya konabileceğini ifade etti.
Mimaride yaşanan temel problemin teknik değil, medeniyet tasavvuruna ilişkin olduğunu belirten Ökten, ecdadın inşa ettiği yapılardaki salabet ve kudretin güçlü bir inanç ve değer dünyasının ürünü olduğunu söyledi.
Konferans, yeni külliyelerin inşa edilebildiği, tevhit anlayışının hem mekânda hem de toplum hayatında yeniden güçlü biçimde hissedildiği bir medeniyet ufkuna dair temennilerle sona erdi.



