Fatih Sultan Mehmet Han Vakıfları ve Sahn-ı Seman Medreselerinin 555. Yılı

Fatih Sultan Mehmet Vakıf Üniversitesi Vakıf Kültürü ve Medeniyeti Uygulama ve Araştırma Merkezi tarafından düzenlenen panelde, Fatih Sultan Mehmet Han’ın ilmi önceleyen vakıf anlayışı, Sahn-ı Seman Medreseleri ve bu mirasın günümüze yansımaları akademik kaynaklarla ele alındı.

Prof. Dr. Şimşek: “555 Yıllık Bir İlim Geleneğinin Devamıyız”

Panelin açılış konuşmasını yapan FSMVÜ Rektörü Prof. Dr. Nevzat Şimşek, Fatih Külliyesi ve Sahn-ı Seman Medreselerinin, Fatih Sultan Mehmet Han’ın ilmi önceleyen vakıf anlayışının en somut tezahürlerinden biri olduğunu vurguladı.

Bu yıl söz konusu anlayışın hayata geçtiği ilk adımın 555. yılına ulaşıldığını hatırlatan Şimşek; “Fatih Sultan Mehmet Han Vakfı’nın ilim ve hikmet üzerine inşa ettiği bu külliyeyle başlayan yolculuk, bugün Fatih Sultan Mehmet Vakıf Üniversitesi ile devam etmektedir. Üniversitemiz, doğrudan bu vakfın manevi ve kurumsal devamı olarak, 555 yıllık bir ilim geleneğini devralmış ve bu geleneği çağımızın imkânlarıyla geleceğe taşımayı misyon edinmiştir.” ifadelerini kullandı.

Prof. Dr. Şimşek, sözlerini; “Sadece bir eğitim kurumu olmanın ötesinde, köklü bir vakıf anlayışının, bir medeniyet tasavvurunun, bir ilim dünyasının temsilcisi olarak, bizler bu köklü geçmişin mirasını omuzlarımızda taşıyoruz. Fatih Sultan Mehmet Han’ın İstanbul’u bir yönetim merkezi olmanın yanında ilim ve hikmet şehri hâline getirme ideali, bugün üniversitemizin eğitim, araştırma ve topluma katkı anlayışına da yön vermeyi sürdürmektedir.” şeklinde sürdürdü.

Üniversitenin yalnızca bir eğitim kurumu olmadığını belirten Şimşek, FSMVÜ’nün köklü bir vakıf geleneğinin ve medeniyet tasavvurunun temsilcisi olduğunu ifade ederek, Ayasofya Medresesinde yetişen ilim öncülerinden ise şu şekilde bahsetti: “Sahn-ı Seman Medreseleri, Osmanlı ilim dünyasında sistematik düşüncenin, disiplinler arası yaklaşımın ve ilmi sürekliliğin kurumsallaştığı başlıca yapılardan biri olmuştur. Buradan yetişen Ali Kuşçu, Molla Hüsrev, Hocazâde Muslihuddin, Taşköprülüzâde Ahmed Efendi, Kınalızâde Ali Efendi, Ebussuud Efendi ve İbn Kemal gibi büyük âlimler, yalnızca kendi çağlarını değil, sonraki yüzyılları da etkilemiş; bilgiyi sadece teorik düzeyde üretmekle kalmamış, aynı zamanda onu toplumla buluşturarak düşünce geleneğinin sürekliliğine katkı sunmuşlardır.”

Prof. Dr. Başar: “Fatih için asıl fetih, imar ve ihyadır”

Panelin ilk oturumunun başkanlığını yapan Prof. Dr. Fahameddin Başar, Fatih Sultan Mehmet Han’ı diğer hükümdarlardan ayıran temel özelliğin fetih anlayışı olduğunu belirtti.

Başar; “Fatih Sultan Mehmet Han için asıl fetih, fethedilen beldeyi imar etmek, şenlendirmek ve yaşanabilir kılmaktı.” değerlendirmesinde bulundu.

Çam: Vakıflar, Medeniyetin Pratiğe Yansımasıdır

Vakıflar Genel Müdürlüğü Meclis Üyesi Mevlüt Çam, panelde Fatih Sultan Mehmet’in Ayasofya Vakfiyesi üzerinden vakıf medeniyetine ilişkin değerlendirmelerde bulundu.

Bir toplumun medeniyet seviyesinin şehirlerin mamuriyeti ve insanların huzuruyla ölçüldüğünü ifade eden Çam; “Vakıflar, medeniliği teoriden pratiğe taşıyan, şehirleri aklı rahat, gönlü dingin insanların yaşayacağı mekânlara dönüştüren müesseselerdir.” dedi.

Fatih Sultan Mehmet’in vakfiyesinde İstanbul’a dair dört temel hedef ortaya koyduğunu belirten Çam, bu hedefleri; dünyanın neresinde olursa olsun ilim ehli, sanayi ve meslek erbabını İstanbul’a toplamak, bu birikimle İstanbul’u yaşanabilir, medeni ve modern bir şehir haline getirmek, şehri ilim ve ulema merkezi yapmak ve aklı rahat, gönlü dingin nesiller yetiştirmek olarak ifade etti.

Doç. Dr. Kala: Vakıf Eğitim Hizmetleri FSMVÜ ile Sürmektedir

Fatih Sultan Mehmet Han’ın vakıf eğitim hizmetleri üzerine değerlendirmelerde bulunan Doç. Dr. Eyüp Sabri Kala, Fatih Vakfı tarafından kurulan Sahn-ı Seman Medreselerinin Osmanlı’daki vakıf eğitim hizmetlerinin en önemli örneklerinden biri olduğunu söyledi.

Vakıflar Kanunu ile günümüzde Fatih Sultan Mehmet Vakıf Üniversitesi arasında güçlü bir hukuki ve tarihi süreklilik bulunduğunu belirten Kala, FSMVÜ’nün 1471 tarihli Fatih Sultan Mehmet Han Vakfiyesi’ndeki eğitim şartları esas alınarak, bu şartların günümüz koşullarına uyarlanmasıyla kurulduğunu ifade etti. Kala, vakfiyedeki eğitim kurumlarının temelinin 1471 yılına dayandığını vurguladı.

Mazbut vakıfların hayır şartları gözetilerek 2008 yılında Vakıflar Meclisi tarafından alınan karar doğrultusunda, Fatih Sultan Mehmet Han Vakfı ile FSMVÜ arasında hukuki bir zincir kurulduğunu belirten Kala, 1471 yılında Sahn-ı Seman Medreseleri ile başlayan eğitim hizmetlerinin, 1924’te kesintiye uğradıktan sonra 2010 yılında Fatih Sultan Mehmet Vakıf Üniversitesi adıyla yeniden hayat bulduğunu ifade etti.

Prof. Dr. Saatçi: İstanbul, Fatih’le Bir İlim ve Medeniyet Merkezi Oldu

Prof. Dr. Suphi Saatçi, İstanbul’un fethiyle birlikte şehrin Osmanlı Devleti’nin ve İslam dünyasının merkezi haline geldiğini belirtti.

Sultan II. Mehmed’in İstanbul’un fethiyle devleti imparatorluk düzeyine taşıdığını ifade eden Saatçi, fethin Osmanlı İmparatorluğu’nun kesin kuruluşunu temsil eden önemli bir dönüm noktası olduğunu söyledi. İstanbul’un fethinin ardından şehirde kapsamlı bir imar hareketinin başladığını belirten Saatçi, Fatih Külliyesi’nin Osmanlı mimarisinde bir çığır açtığını vurguladı.

Fatih Külliyesi’nin Müslüman-Türk İstanbul’unun kimliğini fiziki plana da yansıttığını belirten Saatçi; “Fatih Sultan Mehmet, İstanbul’u sadece bir yönetim merkezi değil, ilim ve hikmet şehri olarak tasarlamıştır.” ifadelerini kullandı.

İkinci Oturumda Sahn-ı Seman Medreseleri Ele Alındı

Panelin ikinci oturumunda Sahn-ı Seman Medreseleri başlığı ele alındı. Oturum başkanlığını Prof. Dr. Feridun Emecen üstlenirken, Prof. Dr. Mehmet İpşirli, Prof. Dr. Fahri Unan ve Doç. Dr. Abdurrahman Atçıl panelist olarak yer aldı.

Prof. Dr. İpşirli: FSMVÜ, Sahn-ı Seman’ın Günümüzdeki Temsilcisidir

Prof. Dr. Mehmet İpşirli, medreselerin kapatılmasının ardından 1930’lu yıllarda bu kurumları yeniden tanıtmak amacıyla ciddi çalışmalar yapıldığını belirtti. Osmanlı’nın fethettiği yerlerde medrese kurmaya büyük önem verdiğini vurgulayan İpşirli, bu yapılar aracılığıyla ilim ve kültürün yayılmasının hedeflendiğini, bunun aynı zamanda devlete ve hanedana meşruiyet kazandırdığını ifade etti.

İstanbul’da inşa edilen müstakil ilk medresenin Ayasofya Medresesi olduğunu belirten İpşirli, ilk müderrisin Molla Hüsrev olduğunu ve Fatih Sultan Mehmet’in kendisini “zamanın Ebû Hanîfe’si” olarak nitelediğini aktardı.

Fatih Sultan Mehmet Vakıf Üniversitesi’nin, Sahn-ı Seman Medreselerinin günümüzdeki temsilcisi olduğunun sağlam delillere dayandığını vurgulayan İpşirli, bu devamlılığın Vakıflar Genel Müdürlüğü tarafından tescil edildiğini ve Cumhurbaşkanlığı onayıyla Resmî Gazete’de yayımlanarak hukuki meşruiyet kazandığını söyledi.

Prof. Dr. Unan: Medreselerde Esas Olan Müderristir

Prof. Dr. Fahri Unan, Osmanlı medreselerinin Selçuklu medrese geleneğinin devamı olarak kurulduğunu ve genellikle büyük şehirlerde teşekkül ettiğini ifade etti. İstanbul’un fethinden sonra Fatih Sultan Mehmet’in ilk olarak eğitime önem verdiğini belirten Unan, Sahn-ı Seman Medreselerinden önce âtıl durumda bulunan yapıların medreseye dönüştürüldüğünü söyledi.

Kuruluşundan Günümüze Fâtih Külliyesi adlı doktora tezi bulunan Unan, Sahn-ı Seman Medreseleri ile birlikte eğitime verilen kıymetin giderek arttığını dile getirerek; “Medreselerde esas olan bina değil, müderristir. Ücra bir köşedeki medresede bile olsa, eğer müderrisi güçlü bir ilim adamıysa, o medrese kıymet kazanır.” değerlendirmesinde bulundu. Unan, sözlerinin devamında Fatih medreselerinin, devlete nitelikli insan kaynağı yetiştiren kurumlar olduğuna dikkat çekti.

Doç. Dr. Atçıl: Sahn-ı Seman Yeni Bir Çağın Habercisidir

Doç. Dr. Abdurrahman Atçıl, 1460’lı yılların sonunda tamamlanan Sahn-ı Seman Medreselerinin, bütüncül bir ilmi yapı olarak tasarlandığını belirtti. Osmanlı’nın daha önce de medreseler inşa ettiğini hatırlatan Atçıl, Sahn-ı Seman’ın ilmi üretimi merkezi bir yapı etrafında gerçekleştirmeyi önceleyen özgün bir model sunduğunu ifade etti.

Sahn-ı Seman’ın, İslam dünyasının ilmi geleneği içinde önemli bir kırılmaya işaret ettiğini belirten Atçıl; “Vizyonu itibarıyla yeni bir çağ açan bir kurumdur. Yetiştirdiği insan tipi, Ebussuud gibi isimlerin ortaya çıkmasını sağlamıştır. Bu başarı, doğrudan Sahn-ı Seman vizyonunun bir sonucudur.” şeklinde konuştu.

Prof. Dr. Gökçe: 555 Yıllık Köklü İlim Mirası

Panelin değerlendirme ve kapanış konuşmasını Prof. Dr. Turan Gökçe yaptı. Gökçe, 1471 yılı Ocak ayında inşa süreci tamamlanarak faaliyete başlayan Fatih Külliyesi ve Sahn-ı Seman Medreselerinin 555. yıl dönümünde bu programın gerçekleştirildiğini belirtti.

2008 yılında vakıflar mevzuatında yapılan düzenlemenin ardından kurulan Fatih Sultan Mehmet Vakıf Üniversitesi’nin, Fatih vakıflarının vakfiyelerde belirtilen eğitim ve ilim fonksiyonunu güncelleyerek devraldığını vurgulayan Gökçe, üniversitenin kuruluşundan itibaren bu bilinçle hareket ettiğini ve gelişimini bu doğrultuda sürdürdüğünü ifade etti.

Fatih Sultan Mehmet Vakıf Üniversitesi Vakıf Kültürü ve Medeniyeti Uygulama ve Araştırma Merkezi tarafından düzenlenen panelde, Fatih Sultan Mehmet Han’ın ilmi önceleyen vakıf anlayışı, Sahn-ı Seman Medreseleri ve bu mirasın günümüze yansımaları akademik kaynaklarla ele alındı.

Prof. Dr. Şimşek: “555 Yıllık Bir İlim Geleneğinin Devamıyız”

Panelin açılış konuşmasını yapan FSMVÜ Rektörü Prof. Dr. Nevzat Şimşek, Fatih Külliyesi ve Sahn-ı Seman Medreselerinin, Fatih Sultan Mehmet Han’ın ilmi önceleyen vakıf anlayışının en somut tezahürlerinden biri olduğunu vurguladı.

Bu yıl söz konusu anlayışın hayata geçtiği ilk adımın 555. yılına ulaşıldığını hatırlatan Şimşek; “Fatih Sultan Mehmet Han Vakfı’nın ilim ve hikmet üzerine inşa ettiği bu külliyeyle başlayan yolculuk, bugün Fatih Sultan Mehmet Vakıf Üniversitesi ile devam etmektedir. Üniversitemiz, doğrudan bu vakfın manevi ve kurumsal devamı olarak, 555 yıllık bir ilim geleneğini devralmış ve bu geleneği çağımızın imkânlarıyla geleceğe taşımayı misyon edinmiştir.” ifadelerini kullandı.

Prof. Dr. Şimşek, sözlerini; “Sadece bir eğitim kurumu olmanın ötesinde, köklü bir vakıf anlayışının, bir medeniyet tasavvurunun, bir ilim dünyasının temsilcisi olarak, bizler bu köklü geçmişin mirasını omuzlarımızda taşıyoruz. Fatih Sultan Mehmet Han’ın İstanbul’u bir yönetim merkezi olmanın yanında ilim ve hikmet şehri hâline getirme ideali, bugün üniversitemizin eğitim, araştırma ve topluma katkı anlayışına da yön vermeyi sürdürmektedir.” şeklinde sürdürdü.

Üniversitenin yalnızca bir eğitim kurumu olmadığını belirten Şimşek, FSMVÜ’nün köklü bir vakıf geleneğinin ve medeniyet tasavvurunun temsilcisi olduğunu ifade ederek, Ayasofya Medresesinde yetişen ilim öncülerinden ise şu şekilde bahsetti: “Sahn-ı Seman Medreseleri, Osmanlı ilim dünyasında sistematik düşüncenin, disiplinler arası yaklaşımın ve ilmi sürekliliğin kurumsallaştığı başlıca yapılardan biri olmuştur. Buradan yetişen Ali Kuşçu, Molla Hüsrev, Hocazâde Muslihuddin, Taşköprülüzâde Ahmed Efendi, Kınalızâde Ali Efendi, Ebussuud Efendi ve İbn Kemal gibi büyük âlimler, yalnızca kendi çağlarını değil, sonraki yüzyılları da etkilemiş; bilgiyi sadece teorik düzeyde üretmekle kalmamış, aynı zamanda onu toplumla buluşturarak düşünce geleneğinin sürekliliğine katkı sunmuşlardır.”

Prof. Dr. Başar: “Fatih için asıl fetih, imar ve ihyadır”

Panelin ilk oturumunun başkanlığını yapan Prof. Dr. Fahameddin Başar, Fatih Sultan Mehmet Han’ı diğer hükümdarlardan ayıran temel özelliğin fetih anlayışı olduğunu belirtti.

Başar; “Fatih Sultan Mehmet Han için asıl fetih, fethedilen beldeyi imar etmek, şenlendirmek ve yaşanabilir kılmaktı.” değerlendirmesinde bulundu.

Çam: Vakıflar, Medeniyetin Pratiğe Yansımasıdır

Vakıflar Genel Müdürlüğü Meclis Üyesi Mevlüt Çam, panelde Fatih Sultan Mehmet’in Ayasofya Vakfiyesi üzerinden vakıf medeniyetine ilişkin değerlendirmelerde bulundu.

Bir toplumun medeniyet seviyesinin şehirlerin mamuriyeti ve insanların huzuruyla ölçüldüğünü ifade eden Çam; “Vakıflar, medeniliği teoriden pratiğe taşıyan, şehirleri aklı rahat, gönlü dingin insanların yaşayacağı mekânlara dönüştüren müesseselerdir.” dedi.

Fatih Sultan Mehmet’in vakfiyesinde İstanbul’a dair dört temel hedef ortaya koyduğunu belirten Çam, bu hedefleri; dünyanın neresinde olursa olsun ilim ehli, sanayi ve meslek erbabını İstanbul’a toplamak, bu birikimle İstanbul’u yaşanabilir, medeni ve modern bir şehir haline getirmek, şehri ilim ve ulema merkezi yapmak ve aklı rahat, gönlü dingin nesiller yetiştirmek olarak ifade etti.

Doç. Dr. Kala: Vakıf Eğitim Hizmetleri FSMVÜ ile Sürmektedir

Fatih Sultan Mehmet Han’ın vakıf eğitim hizmetleri üzerine değerlendirmelerde bulunan Doç. Dr. Eyüp Sabri Kala, Fatih Vakfı tarafından kurulan Sahn-ı Seman Medreselerinin Osmanlı’daki vakıf eğitim hizmetlerinin en önemli örneklerinden biri olduğunu söyledi.

Vakıflar Kanunu ile günümüzde Fatih Sultan Mehmet Vakıf Üniversitesi arasında güçlü bir hukuki ve tarihi süreklilik bulunduğunu belirten Kala, FSMVÜ’nün 1471 tarihli Fatih Sultan Mehmet Han Vakfiyesi’ndeki eğitim şartları esas alınarak, bu şartların günümüz koşullarına uyarlanmasıyla kurulduğunu ifade etti. Kala, vakfiyedeki eğitim kurumlarının temelinin 1471 yılına dayandığını vurguladı.

Mazbut vakıfların hayır şartları gözetilerek 2008 yılında Vakıflar Meclisi tarafından alınan karar doğrultusunda, Fatih Sultan Mehmet Han Vakfı ile FSMVÜ arasında hukuki bir zincir kurulduğunu belirten Kala, 1471 yılında Sahn-ı Seman Medreseleri ile başlayan eğitim hizmetlerinin, 1924’te kesintiye uğradıktan sonra 2010 yılında Fatih Sultan Mehmet Vakıf Üniversitesi adıyla yeniden hayat bulduğunu ifade etti.

Prof. Dr. Saatçi: İstanbul, Fatih’le Bir İlim ve Medeniyet Merkezi Oldu

Prof. Dr. Suphi Saatçi, İstanbul’un fethiyle birlikte şehrin Osmanlı Devleti’nin ve İslam dünyasının merkezi haline geldiğini belirtti.

Sultan II. Mehmed’in İstanbul’un fethiyle devleti imparatorluk düzeyine taşıdığını ifade eden Saatçi, fethin Osmanlı İmparatorluğu’nun kesin kuruluşunu temsil eden önemli bir dönüm noktası olduğunu söyledi. İstanbul’un fethinin ardından şehirde kapsamlı bir imar hareketinin başladığını belirten Saatçi, Fatih Külliyesi’nin Osmanlı mimarisinde bir çığır açtığını vurguladı.

Fatih Külliyesi’nin Müslüman-Türk İstanbul’unun kimliğini fiziki plana da yansıttığını belirten Saatçi; “Fatih Sultan Mehmet, İstanbul’u sadece bir yönetim merkezi değil, ilim ve hikmet şehri olarak tasarlamıştır.” ifadelerini kullandı.

İkinci Oturumda Sahn-ı Seman Medreseleri Ele Alındı

Panelin ikinci oturumunda Sahn-ı Seman Medreseleri başlığı ele alındı. Oturum başkanlığını Prof. Dr. Feridun Emecen üstlenirken, Prof. Dr. Mehmet İpşirli, Prof. Dr. Fahri Unan ve Doç. Dr. Abdurrahman Atçıl panelist olarak yer aldı.

Prof. Dr. İpşirli: FSMVÜ, Sahn-ı Seman’ın Günümüzdeki Temsilcisidir

Prof. Dr. Mehmet İpşirli, medreselerin kapatılmasının ardından 1930’lu yıllarda bu kurumları yeniden tanıtmak amacıyla ciddi çalışmalar yapıldığını belirtti. Osmanlı’nın fethettiği yerlerde medrese kurmaya büyük önem verdiğini vurgulayan İpşirli, bu yapılar aracılığıyla ilim ve kültürün yayılmasının hedeflendiğini, bunun aynı zamanda devlete ve hanedana meşruiyet kazandırdığını ifade etti.

İstanbul’da inşa edilen müstakil ilk medresenin Ayasofya Medresesi olduğunu belirten İpşirli, ilk müderrisin Molla Hüsrev olduğunu ve Fatih Sultan Mehmet’in kendisini “zamanın Ebû Hanîfe’si” olarak nitelediğini aktardı.

Fatih Sultan Mehmet Vakıf Üniversitesi’nin, Sahn-ı Seman Medreselerinin günümüzdeki temsilcisi olduğunun sağlam delillere dayandığını vurgulayan İpşirli, bu devamlılığın Vakıflar Genel Müdürlüğü tarafından tescil edildiğini ve Cumhurbaşkanlığı onayıyla Resmî Gazete’de yayımlanarak hukuki meşruiyet kazandığını söyledi.

Prof. Dr. Unan: Medreselerde Esas Olan Müderristir

Prof. Dr. Fahri Unan, Osmanlı medreselerinin Selçuklu medrese geleneğinin devamı olarak kurulduğunu ve genellikle büyük şehirlerde teşekkül ettiğini ifade etti. İstanbul’un fethinden sonra Fatih Sultan Mehmet’in ilk olarak eğitime önem verdiğini belirten Unan, Sahn-ı Seman Medreselerinden önce âtıl durumda bulunan yapıların medreseye dönüştürüldüğünü söyledi.

Kuruluşundan Günümüze Fâtih Külliyesi adlı doktora tezi bulunan Unan, Sahn-ı Seman Medreseleri ile birlikte eğitime verilen kıymetin giderek arttığını dile getirerek; “Medreselerde esas olan bina değil, müderristir. Ücra bir köşedeki medresede bile olsa, eğer müderrisi güçlü bir ilim adamıysa, o medrese kıymet kazanır.” değerlendirmesinde bulundu. Unan, sözlerinin devamında Fatih medreselerinin, devlete nitelikli insan kaynağı yetiştiren kurumlar olduğuna dikkat çekti.

Doç. Dr. Atçıl: Sahn-ı Seman Yeni Bir Çağın Habercisidir

Doç. Dr. Abdurrahman Atçıl, 1460’lı yılların sonunda tamamlanan Sahn-ı Seman Medreselerinin, bütüncül bir ilmi yapı olarak tasarlandığını belirtti. Osmanlı’nın daha önce de medreseler inşa ettiğini hatırlatan Atçıl, Sahn-ı Seman’ın ilmi üretimi merkezi bir yapı etrafında gerçekleştirmeyi önceleyen özgün bir model sunduğunu ifade etti.

Sahn-ı Seman’ın, İslam dünyasının ilmi geleneği içinde önemli bir kırılmaya işaret ettiğini belirten Atçıl; “Vizyonu itibarıyla yeni bir çağ açan bir kurumdur. Yetiştirdiği insan tipi, Ebussuud gibi isimlerin ortaya çıkmasını sağlamıştır. Bu başarı, doğrudan Sahn-ı Seman vizyonunun bir sonucudur.” şeklinde konuştu.

Prof. Dr. Gökçe: 555 Yıllık Köklü İlim Mirası

Panelin değerlendirme ve kapanış konuşmasını Prof. Dr. Turan Gökçe yaptı. Gökçe, 1471 yılı Ocak ayında inşa süreci tamamlanarak faaliyete başlayan Fatih Külliyesi ve Sahn-ı Seman Medreselerinin 555. yıl dönümünde bu programın gerçekleştirildiğini belirtti.

2008 yılında vakıflar mevzuatında yapılan düzenlemenin ardından kurulan Fatih Sultan Mehmet Vakıf Üniversitesi’nin, Fatih vakıflarının vakfiyelerde belirtilen eğitim ve ilim fonksiyonunu güncelleyerek devraldığını vurgulayan Gökçe, üniversitenin kuruluşundan itibaren bu bilinçle hareket ettiğini ve gelişimini bu doğrultuda sürdürdüğünü ifade etti.

Bize Sorun

Üniversitemiz hakkında merak ettiğiniz veya bilgi almak istediğiniz konuları “BİZE SORUN” aracılığı ile yazılı ortamda öğrenebilirsiniz. Yapmanız gereken sadece formu doldurup göndermek.

S.S.S

Fatih Sultan Mehmet Vakıf Üniversitesi Vakıflar Genel Müdürlüğü tarafından 2010 yılında kuruldu. Fatih Sultan Mehmet Han Vakfı, Sinan Ağa bin Abdurrahman Vakfı, Nurbanu Valide Sultan Vakfı, Hatice Sultan Vakfı, Abdullahoğlu Hacı Abdülaziz Ağa Vakfı olmak üzere 5 kurucu vakfın gelirleri ile eğitim-öğretim faaliyetlerini sürdürüyor.

Üniversiteyle ilgili tüm soruların yanıtlarına 0212 521 81 00’dan ya da [email protected] adresine e-posta gönderilerek ulaşılabilir. Ayrıca sosyal medya hesaplarından da tüm sorular yanıtlanıyor.

Fatih Sultan Mehmet Vakıf Üniversitesi’nde eğitim dili Türkçedir. İslâmi İlimler Fakültesi’nde eğitim dili Arapça, Mimarlık ve Tasarım Fakültesi, Mühendislik Fakültesi ve Psikoloji Bölümünde ise %30 İngilizcedir.

Eğitim ücretlerindeki artış Tüketici Fiyat Endeksi (TÜFE) ve Üretici Fiyat Endeksi’ne (ÜFE) göre belirlenmektedir.

Öğrencilerin derslerin tamamına devam etmesi esastır. Teorik derslere %70, uygulamalı ve laboratuvar derslerine %80 devam etmek zorunludur.

Üniversitede çift anadal programı mevcuttur. Öğrenciler çift anadal programına, eğitim gördükleri anadal lisans programında en erken üçüncü yarıyılın başında, en geç ise beşinci yarıyılın başında; anadal ön lisans programında en erken ikinci yarıyılın başında, en geç ise üçüncü yarıyılın başında başvurabilir. Öğrencinin çift anadal programına başvuru yapabilmesi için anadal programında aldığı tüm dersleri başarıyla tamamlamış olması, başvurusu sırasındaki genel not ortalamasının 4.00 üzerinden en az 3.00 olması, anadal programının ilgili sınıfında başarı sıralaması itibarı ile en üst %20 içerisinde bulunması ve başvurulan programın varsa özel koşullarını (yabancı dil yeterliliği, başarı sıralaması koşulu gibi) sağlaması gerekmektedir. Çift anadal programına kabul edilen öğrencilerden ayrıca bir ücret alınmaz. Ancak anadal programından mezun olduktan 2 yıl sonra ÇAP programındaki öğrenimini tamamlayamayan öğrencilerden ÇAP programının kalan öğretim süresinin ücreti alınır.

Üniversitede güz ve bahar yarıyıllarına ilave olarak yaz okulu açılabilir. Yaz okulu süresi kayıt ve sınav dönemleri hariç 7 haftadır. Yaz okulunda açılacak derslere kayıt yaptırmak, öğrencinin isteğine bağlı olup zorunlu değildir. Yaz okulu ücretleri, alınacak olan dersin AKTS değeri ile birim AKTS ücretinin çarpımı ile belirlenmektedir.

Üniversitemizde öğrenciler, kurum içi yatay geçiş ile bölüm değiştirebilmektedir. Kurum içi yatay geçiş iki şekilde yapılmaktadır. 1. Merkezi Yerleştirme Puanı ile: Başarı koşullarına ve program eşdeğerliliğine bakılmaksızın, öğrencinin üniversitemize kayıt yaptırdığı yıl aldığı puanlara göre yapılan değerlendirmedir. Kayıt olduğu yıl alınan merkezi yerleştirme puanları, yatay geçiş yapmak istenilen programın o yıl oluşan taban puan türüne eşit ya da yüksek olmalıdır. Taban puanı yeterli olan her programa yatay geçiş için başvuru yapmak mümkündür. 2. Ağırlıklı Genel Not Ortalaması İle: Öğrenciler, kayıtlı oldukları bölümlerin eşdeğeri olan bölümlere kurum içi yatay geçiş için başvurabilirler. Kurum içi yatay geçiş için öğrencilerin, kayıtlı olduğu programda aldıkları tüm derslerden başarılı olmaları ve bitirmiş olduğu dönemlere ait genel not ortalamasının 4.00 üzerinden en az 2.00 olması şarttır. Ön lisans diploma programlarının ilk yarıyılı ile son yarıyılına, lisans diploma programlarının ilk iki yarıyılı ile son iki yarıyılına yatay geçiş yapılamaz. Kurum içi yatay geçiş yapan öğrenci mevcut bursundan yararlanamaz. Ancak kurum içi yatay geçiş yapan öğrencilerin, ilgili puan türündeki taban puanı, başvuru yaptığı programın Üniversiteye Giriş Bursu dilimlerinden herhangi birine yeterli gelmesi halinde, ilgili burs diliminden faydalanır.

Öğrencilerin, akademik ve idari personelin eğitim ve araştırma ihtiyacını karşılamak amacıyla üniversitede 6 kütüphane mevcuttur. Merkez kütüphane Türk Hava Yolları Kütüphanesi adıyla Topkapı Yerleşkesi’nde yer alıyor. Tüm yerleşkelerdeki tam donanımlı kütüphanelerde farklı dillerde toplam 90 bin kitap, 245 bin elektronik kitap, yüzlerce dergi, veri tabanı, günlük gazete ve film arşivi kullanıcılara sunuluyor. Kütüphanelerde ağırlıklı olarak Türkçe, İngilizce, Fransızca, Almanca, İtalyanca ve İspanyolca yayınlar mevcut. Kullanıcıların bilgi ihtiyaçlarını mümkün olan en kısa sürede ve en üst düzeyde karşılamak, eğitim-öğretim ve bilimsel araştırma-geliştirme faaliyetlerinin alt yapısını oluşturmak amacıyla kütüphanelere satın alma ve bağış yoluyla eserler kazandırılıyor. Üniversite bünyesinde koleksiyon eserler de bulunuyor. Kaynaklar açık raf sistemiyle kullanıma sunuluyor. Kaynakların ödünç verilmesi, kitap siparişi gibi hizmetler profesyonel bir kadro tarafından yönetiliyor. Kütüphaneler sınav dönemlerinde 7/24 hizmet veriyor.

Öğrenciler bilgisayar laboratuvarları ve kütüphanelerdeki bilgisayarlar aracılığıyla internetten yararlanıyor. Ayrıca tüm yerleşkelerdeki kablosuz ağ bağlantısıyla da her yerden internete erişim sağlanıyor. Öğrencilerin baskı ihtiyaçlarını karşılayacak fotokopi merkezleri de yerleşkelerde hizmet veriyor.

45 öğrenci kulübü var. Kültür, sanat, spor, bilim alanlarında faaliyet gösteren kulüplerde sempozyumlar, konferanslar düzenleniyor, sosyal sorumluluk projeleri geliştiriliyor, ilgi alanlarına yönelik kurslar açılıyor.

Üniversiteye bağlı öğrenci yurdu bulunmuyor. Üniversiteye şehir dışından gelen öğrencilere tanıtım günlerinde, üniversiteye yerleşen öğrencilere kayıt döneminde yurtlarla ilgili bilgilendirme yapılıyor ve öğrenciler kurumsal yapıya uygun yurtlara yönlendiriliyor.

Tüm yerleşkelerde yemekhane ve kantin mevcuttur. Yemekler temizlik ve hijyen kuralları gözetilerek gıda mühendisinin ve sağlık personelinin gözetiminde usta aşçılar tarafından pişiriliyor. Öğrenciler ücret karşılığında yemekhane ve kantinden yararlanabiliyor.

Üniversitemiz uluslararası denkliğe sahiptir. Tüm mezun öğrencilere aldıkları derslerin ve notlarının Avrupa Eğitim Sistemindeki karşılığını gösterir nitelikte Diploma Eki düzenlenmektedir.

Değişim programı süresi içinde öğrencinin üniversitedeki kaydı devam eder ve bu süre öğretim süresinden sayılır. Öğrencinin değişim programında aldığı derslerin intibakları, kayıtlı olduğu birimin yönetim kurulu kararı ile yapılır.

Uluslararası öğrencilerin kabulü, ilgili mevzuat hükümlerine göre yapılır. Hangi programlara yurt dışından öğrenci kabul edileceği, bunların kontenjanları, başvuru tarihleri ve ödeyecekleri ücretler Senato kararı ve Mütevelli Heyet onayı ile belirlenir. Detaylara iro.fsm.edu.tr/ adresinden ulaşılabilir.