Yerleşkelerimizde gerçekleştirdiğimiz akademik ve sanatsal etkinliklerimizi Covid-19 salgını nedeniyle online ortamlara taşıyoruz. Sosyal mesafeyi korusak da FSM Konuşmaları ile yine bir arada, yine bağlıyız.
Tüm dünyayı etkileyen salgın nedeniyle kendimizi ve yakınlarımızı korumak için fiziksel teması en aza indirdiğimiz, evde kalmamızın zorunlu olduğu bir dönemdeyiz. Fiziksel olarak yan yana bulunamasak da bu dönemde birlikte olmanın yeni yollarını buluyoruz. Özlediğimiz sohbetleri dileyen herkesin katılabileceği online platformlarda gerçekleştiriyoruz. Hayatın her alanında birbirimizi dinleyerek zenginleşmek, bilgi ve tecrübe paylaşımına devam etmek adına bundan böyle her hafta Türk Dili ve Edebiyatı Bölümünün düzenlediği FSM Konuşmaları’nda bir araya geliyoruz.
FSM Konuşmaları Zoom Cloud Meetings uygulamasında gerçekleşiyor. Yeni program afişi yayınlandıktan sonra katılmak isteyenler [email protected] adresine başvurarak katılım şifresi ediniyor. Zoom’un kontenjan uygulaması nedeniyle şifre almakta gecikenler veya uygulamaya sahip olmayanlar için program eş zamanlı olarak üniversitemizin Youtube hesabında da yayınlanıyor.
Türk Dili ve Edebiyatı Bölümünden Dr. Öğr. Üyesi Mesut Koçak moderatörlüğünde 17 Nisan 2020’de düzenlenen ilk programda, Rektörümüz Prof. Dr. M. Fatih Andı son kitabı “İnce Ayar Hassas Mi’yar”da ele aldığı konular üzerinden modernleşme sürecimizin edebiyata etkilerine dair önemli değerlendirmelerde bulundu.
Programdan derlediklerimiz:
Konuşmasına “İnce Ayar Hassas Mi’yar” kitabının muhtevasından bahsederek başlayan Prof. Dr. M. Fatih Andı, kitabın “ayar” kavramını vurgulayan çeşitli zamanlarda yazdığı yazılardan oluştuğunu söyleyerek, kavramın dayandığı Rahman Suresi 8. Ayetine işaret etti. (Denge ve ölçüyü O koydu ki dengeden sapmayasınız.) Ayetteki ölçünün çok hassas bir kavram olduğunu ve birçok anlamda kullanılabileceğini belirten Andı, “Hayatımızın her aşamasına bu ilahi ikazı, “ölçüyü bozma” ikazını uyarlamamız mümkündür. Mizanı bozmamak terazinin iki kefesini ortada tutabilme becerisi demektir. Bunun için de ölçüyü bozmamakla ümmet olmak arasında ciddi bir bağ olduğunu düşünüyorum.” dedi.
“Buradaki ayar kelimesi bizim güncel hayatımızla da çok alakalı. Modernleşme sürecimizin ortasında duruyor. Bizim son iki asırlık modernleşme sürecimiz; zaten ayarı yapılmış, dengeyi sağlamış olan geleneksel hayatımızın ayarını bozup, bize ait olmayan ayarı bozuk bir teraziyle bizi yeniden ölçüp biçme süreci diye nitelendirebileceğimiz Batılılaşma sürecidir. Bu süreçte de nice ince ayarlar yapılmıştır, bu ince ayarlara rağmen bizim miyarımızın (ölçü) sağlam ve hassas olması gerekmektedir.”
Dr. Öğr. Üyesi Mesut Koçak: “Bizim Batılılaşma sürecimiz kendi içinde tabii bir süreç değil miydi?”
Prof. Dr. M. Fatih Andı:
“Biz kendimize göre bir hayatı yaşıyorduk, kendi içinde tutarlıydı, kendi içinde yavaşlıyor ya da aksıyordu. Batılılaşma bizim için kendi doğal seyrinde olabilecek bir şey olamazdı. Biri pozitivist düşünceye biri vahyi düşünceye dayalı iki büyük sistem var. Vahye dayalı bir yapı, nasıl olur da kendi doğal seyri içerisinde pozitivist düşünceye dayalı bir sisteme dönüşür. Olması gereken şuydu: Biz kendi geleneğimiz içerisinde kültürel ve teknolojik alışveriş bağlamında kendi uygarlığımızın ana yapısına aykırı düşmeyecek şekilde, aldıklarımızı özümsemek, dönüştürmek şartıyla, dönüşmeyeni ise dışlamakla seçerek almak zorundaydık. Doğal dediğimiz süreç asırlara dönüşmüş bir süreçse bu zaman içinde olacaktı ama Batılılaşma dediğimiz şey tepeden inmecidir.”
“Bizim bugün edebiyatı öğretme ortamımızda bizim edebiyatımız bize öğretiliyor mu? Ana sorumuz bu. Tanzimat’tan bugüne Türk romanında Batılılaşmayı hangi noktalarda izleyebiliyoruz. Biz kalma ve Batılı olma kavgası siyaset, ekonomi ve hukuktan önce edebiyat ve tarihte kendisini gösteriyor. Çünkü geniş ölçekte toplumu değiştiren ana yapı bunlar. Ölçü bu alanlar üzerinde oluşturuldu.”
Dr. Öğr. Üyesi Mesut Koçak: “Cumhuriyetin ilk yıllarındaki divan şiiriyle alakalı antolojiler niçin önemliydi?”
Prof. Dr. M. Fatih Andı:
“Divan şiiri ve klasik Türk şiiri adlandırması bile çok değerli. Divan şiiri denince çağrışımı saraya dayanıyordu. Klasik Türk şiiri dediğinizde başka bir anlam geliyor. Bir kimliğe giydiriyorsunuz, eskimez diyorsunuz ama eskidiğini söylediler. Edebiyat üzerinden bir milli kimlik inşası kurmaya çalışıldı. Bazı yazarlar okullarda öne çıkarıldı, eserleri devlet tarafından basıldı, sahiplenildi. Bir yandan da klasik edebiyatımız yasaklanmaya çalışıldı. 1930’da Edebiyat Muallimleri Kongresi’nde divan şiirinin artık okullarda okutulmaması kararı alındı. 1934’te kamusal alanlarda ve devlet radyosunda Türk müziğinin çalınıp söylenmesi yasaklandı. Ama aynı zamanda klasik Türk şiirini konu edinen antolojiler yayınlanmaya başlandı. Bir yanda öğretilmesi dışlanıyor bir yandan da tasavvufla ilgili kitap yayınlanıyor, halk edebiyatı belirli isimler üzerinden destekleniyordu. Dini ögeleri ayrılmış halk şiiri için Ahmet Yesevi, Mevlana ve Yunus Emre seçildi. Onlar bir din büyüğü olmaktan çıkarılıp hümanist bir kanaat önderi haline dönüştürüldü. Divan edebiyatı antolojilerinin de gördüğü işlev bu. Seçilmiş metinler üzerinden oluşturuldu. Bir yanda yasaklanması bir yanda çoğaltılmasındaki ince ayar budur.”
Dr. Öğr. Üyesi Mesut Koçak: “Kitapta türler savaşından bahsediyorsunuz. Klasik şiirimiz bu savaşı kaybetmiş görünüyor. Peki, bu 200 yılda Türk romanının varlığından bahsedebilir miyiz?”
Prof. Dr. M. Fatih Andı:
“Geleneksel hayat, mahremiyet romana kapalı bir hayattır. Roman mahremiyetin kalktığı hayatları ister, trajedileri ister. İnsan ve toplum hayatı ne kadar kaotikse o kadar romana uygun olur. Geldiğimiz noktada dünyada hiçbir toplumun modernleşme süreci bizim kadar kaotik olmamıştır. Diğer toplumlarda bir medeniyet kırılması yoktur. Biz bir medeniyet çizgisinden başka bir çizgiye geçme çabasıyla sancılı bir Batılılaşma süreci yaşadık. Bu sancıdan ortaya bir kaos çıktı. 1950 sonrasında kaotik Türk toplumunun iyi bir Türk romanı vardır, olmalıdır da zaten.”
“Geçmişte kalan o büyük birikimi anlamak için ilk olarak akademik alanda edebiyatı bir ifade aracı olarak fark ettirmek, onun üzerinden öğretilmesini yaygınlaştırıp değerlerle aşinalığı oluşturmak önemli. Bu değerler dünyasını, bugünün imkânları ve estetik yollarıyla anlatırsak yeniden dirilecektir. Bugün için hangi alanda çalışırsak çalışalım büyük edebiyat birikiminin bize büyük veriler sağladığını nesillerin bilincine aktarmamız gerekir.”



