Tarihte Salgınlar ve Etkileri başlıklı FSM Konuşmaları’na konuk olan Prof. Dr. Erhan Afyoncu, “Türk halkı tarihin her döneminde salgınlar karşısında sabır ve metanet göstermiştir.” dedi.
Farklı alanlardan konuların ele alındığı geniş katılımlı online bir etkinlik olarak 1 Mayıs’ta düzenlenen FSM Konuşmaları’nın ikincisinde Milli Savunma Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Erhan Afyoncu, “mahşerin dördüncü atlısı” olarak nitelenen salgınları ve etkilerini tarihte yaşanan büyük salgınlar üzerinden değerlendirdi.
Tarihin en büyük veba salgını olarak kayıtlara geçen 1347-53 yılları arasındaki veba salgınının Moğollar aracılığıyla Çin’den Avrupa’ya taşındığını söyleyen Afyoncu, “1347’de Kefe Kalesini kuşatan Moğollar veba salgını başlayınca ölülerini kalenin içine bırakıyor. Buradan Cenevizlilere bulaşan hastalık önce İtalya’nın limanlarından tüm ülkeye, ardından da diğer Avrupa ülkelerine yayıldı. Büyük veba salgını Avrupa’da 25 milyon insanın ölümüne neden oldu.” dedi.
Veba salgınının Avrupa’da büyük değişimlere yol açtığını belirten Afyoncu, feodalizmin yıkılmasında etkisi olduğunu, Rönesans ve Reformun alt yapısının da bu dönemde atıldığını kaydetti.
“İspanyol gribi Almanya’ya savaş kaybettirdi”
Başka bir büyük salgın olan İspanyol gribi ile ilgili de bilgi veren Afyoncu salgın nedeniyle dünya genelinde 21 milyon insanın öldüğünü, İstanbul’da ise 10 bin ölümün kayıtlara geçtiğini ifade etti. 1917 yılında ABD’deki domuz çiftliklerindeki hayvanlardan insanlara bulaşan ve Amerikalı askerler vasıtasıyla Avrupa’ya taşınan hastalığın mutasyona uğrayarak çok fazla ölüme neden olmasının yanında Almanya’nın Birinci Dünya Savaşı’nı kaybetmesinde de etkisi olduğunu söyleyen Afyoncu şöyle devam etti:
“Birinci Dünya Savaşı’nın sonunda Alman ordusunun yarısı Fransa’da bir kısmı da Polonya’daydı. Yani Almanlar hâlâ kendi iç sınırlarının dışındaydı. İç ayaklanmalar çıktığında Almanya savaşı yürütemez hâle geldi. Fransa’da son bir hücuma kalktı. Bu hücumda başarısız olmasının sebebi ise grip salgınıydı.”
“Osmanlı’nın son dönemi salgın hastalık harbidir”
Savaş dönemlerinde yer değiştirmenin fazla olması sebebiyle salgının çok daha hızlı yayıldığına işaret eden Afyoncu, “Birinci Dünya Savaşı sırasında Çanakkale cephesindeki askerler başka bir cepheye gittiklerinde dizanteriyi de beraberlerinde götürdüler. Buradan hem diğer birliklere hem de kasaba halkına geçti. Osmanlı’nın son dönemi büyük bir salgın hastalık harbidir. Özellikle Birinci Dünya Savaşı’nda cephede verdiğimiz şehitten daha fazla askerimizi salgın hastalıklardan kaybettik.” diye konuştu.
Salgınların Osmanlı Devleti’nde yönetim ve halk üzerindeki etkilerini de anlatan Afyoncu, 1466 yılında İstanbul’da yaşanan veba salgınında Fatih Sultan Mehmed’in şehre girmediğini, 1475’teki salgında ise limanlara gemi alımını durdurduğunu ve kendisini Edirne’de izolasyona aldığını belirterek, Osmanlı’nın izolasyon ve karantinayı kısmi olarak uygulandığını ifade etti.
Halkın sabır ve metanetle salgınların üstesinden geldiğinin altını çizen Prof. Dr. Erhan Afyoncu, “Minarelerden dualar okunur, İstanbul’un büyük tepelerinde padişahların da katıldığı toplu dua törenleri gerçekleştirilirdi. İmkânı olan insanlar kırlardaki evlerine yerleşir, salgının bitmesini beklerdi. Türk halkı salgınlar karşısında tarihin her döneminde sabır ve metanet göstermiştir.” dedi.



